18 Temmuz 2017 Salı

KALAMAKİ: KALKAN

Kalkan; Lykia mirası bölgede olmasına rağmen tarihi eserlerin içinde yer almayan kendi özgün turizm anlayışını oluşturmuş, Antalya İli, Kaş İlçesinin şirin mi şirin bir beldesi. 1922 yılında gerçekleşen mübadelede burada yaşayan halk Avusturya ve Yunanistan’a gitmişler. Yunanistan’a gidenler orada da Kalamaki adında bir köy kurmuş ve orada yaşıyorlarmış. Ayrılması kolay olmayan bir beldeymiş anlaşılan. Daha sonra ismi Kalkan olarak değiştirilmiş bu tatlış beldenin. Kalkan balığı ile bir alakası yok yani :)



Huzurlu sakin plajı, Liman boyu sıralanmış kafeleri, hediyelik eşya satan dükkanları, sıra sıra otel, pansiyon ve villaları ile Kalkan huzurlu bir tatil için çok iyi bir alternatif oluşturuyor. Küçük bir belde ama yakınında bulunan Kaputaş, Patara, Saklıkent, Xantos gibi turizm odakları düşünülünce çok iyi bir konaklama noktası. Villa turizminin de çok yaygın olduğu belde bu şekilde tatil yapmak isteyenler içinde iyi bir alternatif. Özellikle balayı için burayı şiddetle tavsiye ederim :)




Sizlerle ilk defa gördüğüm hurma ağacını paylaşmak istiyorum. Çok ilginçmiş. Açıkçası hiç böyle hayal etmemiştim :)


Hurma ağacı demişken; bu mübarek ağacın Hz. Adem’in yaratıldığı toprağın arta kalan kısmından yaratıldığı rivayet ediliyor. Bunu biliyor muydunuz? :) Ben bilmiyordum :)
"Bu ağacın yaratılışında topluluk ve adâlet vardır. İnsanın yaratılışı da böyledir. Bunun içindir ki, Peygamber Efendimiz (asm) nahle ağacına âdemoğullarının halasıdır, derdi:
"Halanız olan nahleye saygı gösteriniz. Çünkü bu ağaç, Âdem aleyhisselâmın çamurundan kalan artıktan yaratılmıştır."
buyurdu. Görülüyor ki nahle, Âdem aleyhisselâmın çamurundan yaratılmıştır. Nahleye bereket buyurması, bunda her şeyin bulunduğu için olsa gerektir. Bunun için, nahlenin meyvesi olan hurma yiyince, insanın parçası, dokusu olur. Böylece hurmada bulunan her şey, insana da aktarılmış olur." (İmâm-ı Rabbânî, Mektubat, 162. Mektup) demiş İmam Rabbani.
Hurma ağaçlarının bir kısmı erkek bir kısmı dişi imiş. Erkek ağaçtan gelen poleni aldıktan bir yıl sonra doğuruyormuş dişi ağaç. Bildiğimiz doğum gibi… Şayet bebek ağacı annesinin görebileceği yakınına bir yere ekmezseniz, hem bebek hem de anne ağaç fazla hayatta kalmıyor ve ölüyormuş.
Ayrıca beni etkileyen diğer bir nokta da şu ki; hurma ağacının başında beyaz bir kısım varmış ve bu insanlardaki kalp görevini görüyormuş. Bu kısım yaralanırsa veya suda kalırsa, ağaç kuruyormuş. Mucizevi bir ağaç vesselam.


Kalkan Merkez Camii’nin otelimizin terasındaki manzarayı katmerlendirmesinden de bahsetmeliyim muhakkak. Camii’nin bayan kısmındaki pencereden sunduğu manzara…


Bir camii düşünün pencereleri maviye açılan… Çifte huzur… 


Kalkan bizim çok sevdiğimiz bir konaklama noktası oldu ve 3 gece burada kalıp, bir yandan da etrafındaki güzellikleri gezip Kalkan’ın keyfini çıkardık.


17 Temmuz 2017 Pazartesi

KEKOVA BATIK ŞEHİR TEKNE TURU

Göreceğimiz güzelliklerden habersiz heyecanla Üçağız limanından kalkan teknemize biniyoruz. Tekne hareket etmeye başladığında Likya medeniyetinin bu bölgeye ne kadar büyük miraslar bıraktığını düşünüyorum. Neden Likya adını aldığını –Lyk; ışık demek- bu yöreyi gezdikçe daha iyi anlıyorum.


Ve karşımızda Kekova… Sırları hala çözülememiş, batık şehir… insansız bir ada… Mavinin en güzel  tonunu taşıyan deniz altında kalmış bir uygarlık.
Kekova, kıyıda kurulmuş Üçağız, Kaleköy(Simena) ve karşısında uzanan batıkşehrin bulunduğu alanı kapsıyormuş. Batık şehrin üzerinden yavaşça geçiyor teknemiz. Koruma altında olduğundan 10 dakikadan fazla duramıyor tekneler buralarda. Yarısı sular altında yarısı yüzeyde kalmış kenti hayretle izliyoruz.

Kaş-Kekova, doğal güzelliklerinin korunması amacıyla Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak ilan edilmiş. Bölgeye adını veren Kekova, bölge içinde yer alan en büyük adaymış. Kekova adası, Anadolu yakasına yapışık bir boğaz oluşturarak uzanıyor. Anadolu yakasında ise girintiler, çıkıntılar, koylar denize gömülmüş eski kent surları, kale kalıntıları bulunuyor. Iç Ada, Toprak Adası, Aşırlı Ada ve Kişnali Ada önemli diğer adalar. Kıyıya paralel uzanan Sıçan Adası ve Kekova Adası bir iç deniz niteliği taşıyan Ölüdeniz'i oluşturuyor.





Batık şehirden sonraki durağımız ise Kaleköy (Simena). Burası sadece tekne ile ulaşılan harika bir ada. Kalenin eteklerinde kurulan bu köy dünyanın en güzel manzaralarından birine sahip. Hem seyirlik hem de seyranlık bir ada. Kaptan burada 1 saat zaman veriyor ve biz merakla gezmeye başlıyoruz adayı. Limandan itibaren sürekli merdiven çıkıyoruz. Yaklaşık on dakikalık zorlu bir maraton ile karşı karşıyayız:) Yol üzerinde adaçayı ve kekik satan köylülerle muhabbet edip soluklanıyoruz.








-“Ne kadar güzel bir yerde yaşıyorsunuz!” diyorum heyecanla.
-“Güzel ama göründüğü gibi değil diyor hiçbirşey” diyor kadın.
-“Çocukların okulu taşımalı, ulaşım zorluyor bizi” diyor bir başkası.
-“ E ama değer bu manzaraya… Değmezmi?” diiyorum.
-“Her gün görünce alışıyorsun” diyor kadın.

Bir manzaraya bakıyorum, çiçeklerle bezeli cennet parçası adaya bakıyorum. Bir de kadının dertli yüzüne bakıyorum. “Herşeyin kıymeti sahip olana kadar doğru ya!?” diye geçiriyorum içimden. Boşuna mıİstanbul’u fethetmeyi düşlemek, fethetmekten daha güzeldi” demiş Kutlu Fatih…

Bu ufak molanın ardından son bir gayretle varıyoruz müze kapısına. Simena örenyeri de koruma altında ve girişler ücretli ama bizim müze kartlarımız var :) Girişten sonra çıkmaya devam ediyoruz. Başımızı kaldırdığımız anda manzaranın karşısında çığlık atmamak için zor tutuyoruz kendimizi. Manzara tek kelimeyle muhteşem.











Adaçayı, kekik ve çiçek kokularınn birbirine karıştığı bu nadide adadan ayrılıyoruz. Doğal güzelliklerinin yanısıra antik ve tarihi eserlerin zenginliği de bölgeyi arkeoloji turizmi yönünden çekici kılıyor. 

Artık koyları gezip yüzme zamanı. Programımızdaki koylar; Tersane, Akvaryum, Gökkaya ve Burç koyu idi. Bu koyların hepsi de birbirinden güzeldi ama ben en çok akvaryum koyunu sevdim.

Burç koyundan bir anektod paylaşmak istiyorum sizlerle:) Bu koya geldiğimizde kaptan kıyıya kadar yüzüp kıyıdaki çamurun şifalı olduğunu, çamur banyosu yapılabileceğini söyledi. Kıyıya doğru yüzdük ama enteresan kokan bu çamuru sürmekte herkes bi tereddüt etti. Sonrada teker teker bazılarımız :) çamura buladılar kendilerini:)  O an dedim ki “ Ya kaptan bizi kafaya alıyosa, ya bu sürdüğünüz şey çamur değilse ne eğleniyordur şimdi teknede :)”  Çamuru sürenler bir panik :) İki dakika evvel üzerlerinde kuruyup daha etkili olsun diye güneşlenen ekip hızla denize girmeye başladı :) Neden inandılar hemen anlamadım. Ben sürmedim diye bişey bildiğimimi sandılar acaba? Oysaki sadece sesli düşünmüştüm :) Kaptanı bilmemde benim çok eğlendiğim kesin :)

Son koy olan Burç koyundan ayrılıp bir güzel dinleniyoruz teknede. Korsan Mağarasının önünden geçiyoruz duraklıyoruz ama yüzmek yasakmış bu yüzden yüzme molası verilmiyor burada.


Dolu dolu bol eğlenceli geçen bu tekne turunu herkese öneririm:)
Kalın sağlıcakla… :)