16 Eylül 2017 Cumartesi

Bir Tatlı Huzur; Kelebekler Vadisi, Faralya, Kabak Koyu

 

Fethiye manzarasına, doğasına, huzuruna doymanın bir farklı yolu olan karayolunu denemeye karar verdik :) Rotamız Faralya Köyü idi. Kabak Koyu ve Kelebekler Vadisine tekne turları düzenleniyor ama biz hem bir dağ havası alalım hem de Fethiye'ye yukardan bakalım istedik. Paragliding  yapmaya cesaret edemeyenler kulübü kendini karayollarına emanet etti :) Dar ve virajlı ama olağanüstü manzaralara sahip bir yol. 

 

 

Yol üzerinde öncelikle Kelebekler Vadisi karşılıyor bizi. Kayaların üzerinden seyre dalıyoruz güzelliği. Sahile inen bir patika yol var. İnmeyi pek göze alamıyoruz açıkçası. Manzaranın tadını çıkarıp ciğerlerimizi tertemiz hava ile doldurmanın mutluluğunu yaşıyoruz.Yola tekrar koyuluyor manzaramız eşliğinde devam ediyoruz. Ve Faralya'ya varıyoruz.

 

 Faralya Fethiye'nin tatlı mı tatlı, huzurlu mu huzurlu bir köyü. Pansiyonların ve otellerin bulunduğu bu turistik köy, doğası ve manzarasıyla hayran bırakıyor. Gözleme, çay keyfi yapıp bu köyün tadını çıkarabilir, yeşile ve maviye doyabilirsiniz.
Yola devam edecez ki yakıtımızın azaldığını farkediyoruz. Kontrol etmeyi unutmuşuz. Ben devam etmeyelim diyorum ama dinletemiyorum. Aslında bu bize bir uyarıymış :) ama biz kaşındık yine de devam ettik. Kabak koyunun yukardan manzarasını sunan alanda durup seyre dalıyoruz. Manzara bizi şevklendiriyor iyice:) 

 

Biraz daha devam ettikten sonra bir otopark ve gözleme çay evi gibi bir yerde duruyoruz. Bize burada aracı parkedip koya minibüsle inmemiz gerektiğini söylüyorlar. Tamam deyip park ediyoruz. Başımıza geleceklerden habersiz gelen minibüse biniyoruz. İnişe geçiyoruz ama yol tam anlamıyla berbat, daracık bir yol patikadan öte bişey. Hoplaya, hoplaya çok tehlikeli dönemeçlerden geçerken yüreğimiz ağzımızda varıyoruz koya ama bin pişmanız bu yolun dönüşü var bir de:) Paraglidingden kaçtık minigladinge yakalandık :) Neyse bu kadar ezaya koy güzel olsaydı bari. 

 

 

 

Çok methini duymuştum ama, bizim gittiğimiz mevsimden midir ,Temmuz ayıydı bu arada(!), saatten midir  ,Günbatımıydı denizin en güzel olduğu saatlerdir, bilemiyorum aşırı dalgalı hırçın bir deniz. Kendimizi ıslatmadık denizi beğenmeyince :) Ama belli ki hemen derinleşen bir deniz. Seyirlik güzel gün batımına denk geldiğimizden :) ama yüzmek için bana cazip gelmedi. Ayrıca o yola değmiyor bence. Ama sanırım farklı bir kitle vardı orada ve çok memnunlardı hallerinden. O akşam Jehan Barbur'un konseri varmış mesela ama diyorum ya umduğumuz ile bulduğumuz farklı olunca geri bindik minigladingimize döndük :) Herkesin keyif aldığı şeyler farklı tabi. Ama ben sevmedim burayı. Manzarayla yetinmeliydik :)
Sevgiler...

14 Eylül 2017 Perşembe

DÜNYANIN EN ESKİ ANITI: GÖBEKLİTEPE



 

İnsanlığın Neolitik çağa ilişkin düşüncelerinin değişmesine yardımcı olan Göbekli Tepe ülkemizin güneydoğusunda, Şanlıurfa İli sınırları içerisinde yer alır. 1995 yılından bu yana Alman Arkeoloji Enstitüsünden Klaus Schmidt başkanlığında sürdürülen kazı çalışmaları, M.Ö. yaklaşık 9600-8000 yılları arasına, yani 12 bin yıl önce, erken ve orta çömleksiz neolitik döneme tekabül eden, beklenmedik bu anıtsal mimariyi gün yüzüne çıkarmış. Alman Arkeolog Klaus Schmidt, “Tüm kanıtlar gösteriyor ki burası insanlığın doğduğu yer. Göbekli Tepe, Adem’le Havva’nın yaşadığı Cennet Bahçesi’ndeki bir tapınaktı” açıklamasıyla bütün ilgi çekmeyi başarmıştı.


Civarında yerleşim alanı olmaması, Göbekli Tepe'nin sadece kutsal alan rolünü üstlendiğini gösteriyor. Hala avcı toplayıcı olarak yaşamlarını sürdüren insanların kült merkezini oluşturmuş. Dairesel yapıların içerisindeki daha uzun iki dikilitaşın etrafına yerleştirilmiş devasa T-biçimli dikilitaşlar, duvarlar ve sekiler aracılığıyla birbirleriyle bağlantılıdır. Sadece hayvan motifleri ile süslenmiştir. 

  

 

Bazı durumlarda bunların stilize insan benzeri varlıkları betimleyen heykeller olduğunu gösterir nitelikte eller ve kollarla dekore edilmişler. Soyut olan bu T-biçimli varlıklar, büyük olasılıkla olağanüstü bir dünyaya aittir.

 

Göbekli Tepe'nin oldukça gelişmiş ve farklı inanç sistemine sahip olan avcı toplayıcı topluluklar için önemli bir dini merkez olduğu düşüncesi kesinleşmiştir. Göbekli Tepe'deki anıtsal dini mimari, tarihteki kilit olaylardan biri olan tarım ve hayvancılık hakkındaki kanıları derinden değiştirmiş oluyor. Yani ilk önce tapınak oluşmuştur sonra kent. 

 

Bakalım arkeolojik araştırmalar daha doğru bildiğimiz nelerin aslında öyle olmadığını bizlere gösterecek :) 
Dünya insanlık tarihini değiştiren Göbekli Tepe'yi mutlaka görün derim dostlar...
Sağlıcakla kalın....

12 Eylül 2017 Salı

BELCEKIZ VE ÖLÜDENİZ



 

Fethiye merkeze 14 km uzaklıkta olan Ölüdeniz şehrin en ünlü koyudur. Tek koyda 3 farklı sahil deneyimi sunması sebebiyle Fethiye'nin gözdesi. Koyun bir yakasının diğer yakasına uzanarak dar bir boğaz oluşturduğu, boğazın ana karaya yakın kısmının dingin diğer kısmın ise tam tersi hırçın dalgalı olduğu bir kompozisyon burası. 

 

 

 

Bu doğal oluşumun en keyifli alanı ise Lagün denilen burun kısmı. Lagünü görmeden burada yüzmeden Ölüdenizden dönmeyin:) Berrak, ılık suyunda yüzerken minnak balıkların size eşlik edeceği enfes bir nokta:) Ayrıca karşıya kadar yüzülebildiği için de insana ayrı bir keyif veriyor :) Kendinizi sırt üstü suyun üzerine bıraktığınızda gökyüzünde kuşlar gibi süzülen yamaç paraşütleri ise ortama ayrı bir hava katıyor. 

 

 

Mavinin en güzel tonlarını ziyaretçilerine sunan bu koyun çok trajik bir hikayesi var. Ölüdenizi anladıkta neden Belcekız denmiş diye kafanızda soru işaretleri belirmiştir eminim. Bu hikaye bunun da cevabı olacak aynı zamanda. Efsaneye göre; eski çağlarda buralardan geçen gemiler açıkta demirlerler ve içme suyu almak üzere kıyıya sandalla çıkarlarmış. Bir gün yaşlı bir kaptanın genç, yakışıklı oğlu su almak için koya çıktığında güzel mi güzel Belcekız'ı görür. Görür görmezde vurulur. Kızın yüreğine de aşk ateşi düşer. Ama delikanlı suyu alıp geri dönmek zorundadır. Gemi uzaklaşıp gider. Belcekız hep kıyıyı, sevgilisini kollar. Delikanlı da geminin buralardan her geçişinde su almaya gider, böylece görüşürler. Bir gün genç buralardan geçerken fırtına patlar. Genç babasına burada korunaklı havuz gibi bir koy olduğunu söyler. İhtiyar ise oğlunun sevgilisini bildiği için Belcekızı görmek uğruna gemiyi parçalamayı göze aldığını düşünür. Dalgalarla birlikte baba ve oğul arasındaki kavga da büyür. Gemi tam kayalıklara çarpacakken kaptan bir kürek darbesiyle oğlunu denize atar ve dümene yapışır ki durumu görür. Deniz dönerek çarşaf gibi bir koya girmesin mi? Ama ne yazık ki fark etmesi geç olmuştur. Ve oğlan orada ölmüştür. Sevgilisini bekleyen Belcekız da bunu öğrenince kendini sulara bırakır ve ölür. İşte o gün bu gün kızın öldüğü yere Belcekız, oğlanın öldüğü yere Ölüdeniz denir.
Hikaye hazin kabul ediyorum ama koy şahane:)

 

 

Sevgiyle kalın...

6 Eylül 2017 Çarşamba

AYDINLIK ŞEHİR; FETHİYE



Likya'nın en güzel limanlarından biri olan Fethiye Likçe "Aydınlık" anlamına gelen,  "Telmessos" adıyla anılıyormuş. 12. yy'da Osmanlı topraklarına dahil olmuş ve adı "meğri"(gidilemeyen ulaşılması zor yer) olarak değiştirilmiş.

 


Şimdilerde Fethiye olarak bildiğimiz bu güzel ilçe ülkemizin turizm merkezlerinin başlıca merkezlerinden biri. Ölüdenizi, Belcekızı, Kelebekler Vadisi ve birbirinden güzel koylarıyla Fethiye gönlümüzü fethediyor:) Yeşil ile mavinin muhteşem uyumunu sunuyor ziyaretçilerine...

 

 


3 günlük Fethiye gezimiz için konaklama noktası olarak Fethiye marinayı seçtik. Burası akşamları eski fethiye denilen paspatur çarşısında ve uzun sahili boyu yürümek için ideal bir nokta. Ancak Fethiye merkezde denize girilebilecek bir sahil yok. Sahil yolu boyunca tur tekneleri dizilmiş birbirinden güzel koylara tekne turu düzenliyorlar. 
Gündüz tekne turlarına katılabilir ya da yakınındaki güzellikleri keşfe çıkabilir akşam da  merkezde keyif yürüyüşleri yapabilirsiniz:)

 

 

 

 

 
Geleliim Telmessos'un hikayesineee:)
Mitolojiye göre kenti körfezin bittiği yere, Apollon kurmuş. Gel zaman git zaman bizim Likyalı Apollon, Finike Kralı Agenor’un küçük kızına aşık olmuş. Ama bu kız çekingen ve utangaç küçük bir kızcağızmış. Apollon düşünmüş taşınmış en sonunda bu küçük kızın yanına yaklaşabilmek için küçük sevimli bir köpek kılığına girmiş. Apollon ölümsüz olduğu için ölümlü bir insanoğluna sevgisini açıklamaktan çekiniyormuş. Kıza bağlı sadık bir köpek olmakta bulmuş çareyi. Kız kendisine alışınca genç bir delikanlıya dönüşmüş ve  kızın sevgisini kazanmış, evlenmişler. Bu evliliklerinden bir oğulları olmuş, adını da Telmessos koymuşlar. Kenti kuran Apollon da kente oğlu Telmessos’un adını vermiş.
Ey aşk :) Neler yaptırıyorsun? Neler tahayyül ettiriyorsun insanoğluna:)
  


Fethiye huzur dolu dingin bir tatil yapmak isteyenlere tavsiye edebileceğim bir kent. Keyifli tatiller dilerim efenim :)